ORİFLAME
  GEBELIK VE HAMILELIK
 

Gebelikte Kabızlık


Gebelik surecinde bircok anne adayinin yasadigi ortak sorun kabizlik sorunudur, yazimizin devaminda gebelikte kabizligi onlemek icin yapilmasi gerekenleri ogrenebilirsiniz.

Anne adaylarının pek çoğunun ortak sorunudur
gebelik döneminde kabızlık.

Hamilelikte oluşan hormonal değişiklikler, genişleyen uterusa (rahim) uyum sağlayabilmenizi kolaylaştırmak için kaslarınızı gevşetir. Bu gevşeme de bağırsak hareketlerinizin yavaşlamasına neden olarak kabızlığa yol açar.

Gebelikte kabızlıktan dolayı oluşan rahatsızlığınızı azaltabilmek için:

  • Posa içeriği yüksek besinler tüketebilirsiniz.
  • Su alımınızı artırabilirsiniz.
  • Kuru meyveleri belli miktarlarda tüketebilirsiniz.
  • Fiziksel aktivitelerinizi size uygun olacak şekilde ayarlayabilirsiniz.

 

Hamilelikte Hemoroid (Basur)


Basur olarak da bilinen hemoroid en sık görülen sorunlardan. Her üç kişiden birinde sorun yaratan veya yaratmayan hemoroid olduğu biliniyor. Hemoroid gebeleri de rahatsız ediyor. Anüste üç tip hastalık var. Bunlar hemoroid, fissür ve fistül. Makatın içindeki mukozanın altında bulunan damarların genişlemesi, bollaşması bir anlamda varis haline gelmesi hemoroid hastalığı.



Hemoroid daha çok kimlerde görülür?


Normalde her insanda hemoroid var. Ama hastalık haline gelmesi bu damarların genişlemesi ve bollaşmasıyla olur. Çok çeşitli sebeplerle ortaya çıkan hastalık için kesin bir sebep söylemek pek de mümkün değil. Fakat kalıtsal özellikleri olduğunu biliyoruz. Kalıtsal özelliği olan insanlarda gebelik süreci beslenme düzensizliği vb. durumlarda hastalığın tetiklenme olasılığı oldukça yüksek.



Gebelik sürecinde hastalığı tetikleyen faktörler neler?


Gebelik sürecinde hastalığa eğilimi olan anne adaylarlarında hastalık oluşma riskinin artmasının sebebi, hamilelik döneminde mide bulantısı, aşerme gibi olayların ortaya çıkması ve beslenme alışkanlığının değişmesi. Bunun yanı sıra, bebeğin büyümesiyle birlikte hem rahmin büyümesi ve aşağı doğru basınç oluşturması hem de toplardamardaki basıncın artması da hastalığı tetikler.



Gebelikte hastalığı önlemenin yolu var mı?


- Beslenmeye dikkat etmek,

- İshal veya kabız olmamak,

- Düzenli dışkılama alışkanlığının edinilmesi,

- Posalı gıdaların tercih edilmesiyle hemoroid oluşumu riski önemli oranda azaltılabilir.



Gebelikte hemoroidin dezavantajları neler?


Bunun tatsız tarafı hastaya radikal bir ameliyat yapamamak ya da gebelik nedeniyle etkili ilaç kullanamamak. Ancak ufak tefek girişimlerle hastayı kısa dönemde rahatlatmaya yönelik girişimlerde bulunabiliyoruz.



Hemoroidin derecesine göre uygulanan tedavi yöntemleri değişir mi?


Hemoroid tedavisi derecelerine göre değişir:

Birinci derece hemoroid: Genellikle ameliyat gerektirmez ve medikal tedaviler yeterli olabilir.

İkinci derece hemoroid: Genellikle ilaç tedavisine yanıt alınamıyor. Hasta ya o şikayetlerle idare ediyor ya da geliyor ameliyat oluyor. Bu hemoroidin lastikle boğma, ışınla yakma veya iğneyle büzüştürücü tedavilere yanıt verme olasılığı yüksek.

Üçüncü ve dördüncü derece hemoroidler: Ameliyat gerekir.



Gebelikte hemoroid zarar verir mi?


Bebeğin zarar görmemesi için anneye radikal çözüm uygulayamamak sıkıntımız. Ağrısı çok olan bir hastalık olduğu için gebelikte maalesef anne bu ağrıyı çekmek zorunda kalıyor. Gebelikte karşılaşılan bu sorun hekimi de zorlayan, sıkıntıya sokan bir durum. Anne adaylarına önerim, hamile kalmadan önce birkaç dakikalık operasyonla bu sorunu gidermeleri.

Hazırlayan: Mesude Ersan (hurriyet.com.tr) 

Hamilelikte Oluşan Çatlakları Önlemek İçin Neler Yapılabilir?


Cilt, hamilelik sırasında kilo almaya bağlı olarak, alt dermal tabakasındaki kollajen ve elastin liflere zarar verebilecek şekilde hızla gerilir. Dokular incelir, hassaslaşır ve tıbbi adı “Stariae Gradvidarum” olan cilt çatlakları meydana gelir.

Araştırmalar, anne adaylarının % 66’sının, ciltteki gerilme nedeniyle oluşan izlerden rahatsızlık duyduklarını göstermektedir. Bu nedenle, özellikle bu vakalarda kullanıma uygun, özel bir nemlendiricinin kullanılması büyük önem taşır.

Özellikle, gebeliğin 3. ayından itibaren, kilo alımı ve bebeğin gelişimi nedeniyle özellikle karın, kalça, basen ve göğüs bölgesinde, cildin aşırı gerilmesi nedeniyle, kaşıntılar ve bir süre sonra da çatlakların oluştuğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Figen Güney Taşer, anne adaylarının yaşadığı sıkıntılardan biri olan bu cilt çatlaklarının, gebelik döneminde yapılacak basit uygulamalarla önüne geçilebileceğini de sözlerine ekledi.

Gebelikte oluşan çatlaklarla mücadelede dengeli beslenmenin önemini vurgulayan Op. Dr. Figen Güney Taşer, “Bol su içmek, C, E vitamini zengin besinleri tüketmek, cilt çatlaklarının önüne geçmede etkili. Bunun yanısıra cildi yumuşak ve esnek tutacak bir kremin her gün etkin bölgelere uygulanmasıyla da gebelikte oluşan cilt çatlaklarını en aza indirmek mümkün” dedi.

Dr. Taşer’e göre basit önlemlerle
gebelikte yaşanan cilt çatlaklarını en aza indirmek mümkün. Bu yöntemler arasında;

  • Cilde, masaj fırçası yardımıyla masaj yaparak, bu bölgelerdeki kan dolaşımını hızlandırmak,
  • C ve E vitamini açısından zengin olan, cilt için yararlı meyve, sebze ve fındık gibi besinleri tüketmek,
  • Bol bol su içmek
  • Yeterli uyku almaya özen göstermek
  • Cildi yumuşak ve esnek tutacak, gerilme ile oluşan izleri önleyen, hamileler için özel olarak üretilmiş bir kremi her gün etkin bölgelere uygulamak yer alıyor.

Kaynak: ntvmsnbc.com

Hamilelik ve Tatil


Gebelik doneminizde tatil planlariniz var ve tatile gidersem hamileligime bir zarari olur mu diye dusunuyorsaniz yazimizin devamini okuyarak hamilelerin tatillerinde nelere dikkat etmeleri gerektigini ogrenebilirsiniz.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. İnci Öz, tatile çıkacak olan hamilelere, "güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzmeleri, deniz ya da çok yoğun olmayan havuzları tercih etmeleri" konusunda uyardı.

İnci Öz, yaptığı açıklamada, gebelerin tatil için hava sıcaklığı ve nemin çok yoğun olmadığı, tam teşekküllü sağlık kuruluşlarına kolay ulaşılabilecek yerleri seçmeleri gerektiğini ifade etti.

Gebelikte tatilin, uygun ortam ve koşullar sağlanması halinde çok rahat geçebileceğini vurgulayan Öz, şu önerilerde bulundu:

"Güneşin fazla olmadığı saatlerde yüzün. Deniz veya çok yoğun olmayan havuzları tercih edin. Güneşte fazla kalmayın. Sabah erken ve akşam saatlerinde çok yorucu olmayacak şekilde uzun yürüyüşler yapın. Hayvansal ve bitkisel proteinler ile sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Az ve sık yiyin, günlük sıvı alımını da 3-4 litreye kadar artırın."

İnci Öz, hamilelere, çok yoğun ve karbonhidrat ağırlıklı besinler ve aletle yapılan su sporlarından uzak durmaları uyarısında da bulunarak, yüksek koruma faktörlü güneş koruyucularının da mutlaka kullanılması gerektiğini söyledi.

Öz, tatile çıkmadan önce ve dönüşte yapılması gereken gebelikle ilgili değerlendirme ve tetkiklerin de aksatılmamasını önerdi.

Kaynak: milliyet.com.tr

Gebelik ve Şeker Hastalığı


Gebelikte şeker hastalığı ne demektir?

Şeker hastalığı (diyabet) kanda yüksek şeker düzeylerine neden olan bir durumdur. Bazı kadınlarda gebe kalmadan önce diyabet mevcuttur. Bazı diğer kadınlarda ise “gestasyonel diyabet” olarak adlandırılan durum şeklinde gebelikte meydana gelir. Yaklaşık %3 kadında gebelikte kan şeker düzeyi bozuklukları görülür.

Gebelik süresince hormonlar, tüm gebe kadınlarda, normal sayılan bir kan şeker düzeyi yüksekliğine neden olur. Eğer bu kan şeker düzeyi yüksekliği nedeni ile vücudunuzda problemler meydana gelirse, gebelikte diyabet hastalığı ortaya çıkabilir. Özel bir diyete başlamanız gerekebilir; hatta insülin enjeksiyonlarına ihtiyacınız olabilir.

Eğer gebe kalmadan önce diyabetiniz var ise, gebelik süresince kan şeker düzeyinizi kontrol altında tutabilmeniz öncekine nazaran daha zor bir hale gelebilir. İnsülin dozunuzu değiştirmeniz gerekebilir.

Eğer gebelik öncesinde veya süresince diyabet tedavi edilmezse şu problemler ortaya çıkabilir:

  • Kanınızdaki yüksek şeker düzeyleri, bebeğin çok irileşmesine neden olabilir. İri bebeklerde, doğum öncesinde ve sırasında daha çok problem ortaya çıkma riski vardır.
  • Bebekte, kalp, böbrek ve omurga anomalileri olabilir.
  • Gebelik esnasında, “pre-eklampsi” olarak adlandırılan yüksek tansiyonunuz olabilir ve bu durum sizde veya bebekte sorunlara yol açabilir.
  • Erken doğum eyleminiz olabilir (gebeliğin 37. haftası sonlanmadan önce) veya bebeğin erken doğurtulmasını gerektiren durumlar ortaya çıkabilir.
  • Bebeğin doğumunu takiben, “hipoglisemi” olarak adlandırılan kan şeker düzeyinde düşüklük olabilir.
  • Bebeğin doğumunu takiben, akciğerleri tam gelişemediği için solunum problemleri ortaya çıkabilir.
  • Eğer gebelik öncesinde ve süresince doğru bir tedavi alıyor ve düzenli kontrollerinizi yaptırıyorsanız, sağlıklı bir bebek doğurabilme şansınız yüksektir.





Şeker hastalığı (diyabet) nasıl meydana gelir?


İnsülin, pankreas tarafından salgılanan bir hormondur. Vücudunuzda, şekerin enerjiye dönüştürülmesinde rol oynar. Gebelik hormonları, insülinin çalışma şeklini değiştirebilir. Bu nedenle gebelikte pankreas normalden daha fazla insülin salgılar. Bazen pankreas, kan şekeri düzeyini kontrol edecek kadar yeterli insülini salgılayamaz ve diyabet meydana gelir. Doğumdan sonra kan şeker seviyeleri genellikle normale döner ve diyabetik durum ortadan kalkar.

Neden bazı insanlarda diyabet geliştiği ve bazı diğerlerinde gelişmediği henüz bilinememektedir; ancak bu durumun kalıtımsal olduğu tahmin edilmektedir.



Şeker hastalığı (diyabet) Belirtiler nelerdir?


Pek çok gebe kadın diyabetin belirtilerini fark etmemektedir; ancak idrar ve kan testleri ile diyabetin varlığı gösterilebilir. Diyabetin bazı belirtileri şunlardır:

  • Susuzluk hissi
  • Kilo kaybı
  • Çok fazla yemek yemek
  • Çok fazla miktarda idrar yapmak
  • Açıklanamayan yorgunluk



Diyabeti olan bir kadın gebe kalırsa, gebelik esnasında hastalığın kontrolünün zorlaşacağını ve daha kötüleşebileceğini bilmelidir.



Şeker hastalığı (diyabet) nasıl teşhis edilir?


Tüm gebe kadınların diyabet açısından taranmasının gerekliliği vurgulanmaktadır. Aşağıda belirtilen özellikleri taşıyan kadınlar, gebelikte diyabetin ortaya çıkması açısından risk altındadırlar ve şeker hastalığı açısından taranmaları gerekmektedir:

  • Ailede diyabet öyküsü
  • Şişmanlık, özellikle 90 kilogram üstü
  • Daha önce 4000 gram üstü bebek doğurmuş olmak
  • Daha önce ölü bebek doğurmuş olmak
  • Daha önce doğum anomalisi bulunan bebek doğurmuş olmak
  • Daha önce düşük yapmış olmak
  • 35 yaş üzerinde olmak



Eğer diyabet geliştirme açısından risk altındaysanız, ilk gebelik muayenenizde ve sonraki takiplerinizde diyabet için tarama yapılacaktır. Eğer herhangi bir risk altında olduğunuz bilinmiyorsa, 24 ila 28. gebelik haftalarında tarama yapılacaktır. Tarama, şekerli bir sıvı içilmesini takiben, 1 saat sonra, bir kan örneği alınmasından ibarettir.

Bu ilk testin sonucu normal değil ise, doktorunuz size 3 saatlik “glikoz tolerans testi” yapacaktır. Bu test için, bir gecelik açlığı takiben bir kan örneği alınmakta; takiben şekerli bir sıvı içimi sonrasında 3 kez olmak üzere her saat başı kan alınmaktadır.



Şeker hastalığı (diyabet) nasıl tedavi edilir?


Eğer gebeliğiniz esnasında diyabet gelişirse, kan şekeri düzeyinizi aşağıdaki yöntemler ile kontrol altında tutmanız gerekecektir:

  • Evde kendi kan şeker düzeyinizi kontrol etmek
  • Özel bir diyet yapmak
  • Düzenli hafif egzersiz yapmak



Gebelik diyabeti olan bazı kadınların, kan şekeri düzeyini kontrol altında tutmak için insülin almaya da ihtiyaçları olabilir.

Eğer gebe kalmayı planlayan bir diyabet hastası iseniz, gebeliğe hazırlanmak için önceden doktorunuzla konuşmalısınız. Gebe kalmadan önce iyi bir kan şeker kontrolünün olması çok önemlidir. Gebe kaldıktan sonra da ayrıca şunlara dikkat etmeniz gerekmektedir:

  • Evde daha sık bir kan şeker kontrolü
  • Diyetinizde değişiklik
  • İnsülin dozlarınızda sık değişiklikler
  • Doktorunuza haftalık vizitler



Bebeğinizin sağlığını kontrol etmek için, ek ultrason taramaları ve elektronik fetal monitorizasyonları (NST) gerekmektedir. Doktorunuz ultrason ile, bebeğin vajinal yoldan doğamayacak kadar iri olup olmadığını tespit edebilir; ayrıca bebeğin normal gelişimini kontrol edebilir. Elektronik fetal monitorizasyon (NST) ise, bebeğinizin kalp atımlarını, aktivitesini ve rahminizin kasılmalarını takip eder.

Doğum eyleminiz esnasında, kan şekeriniz çok yakından takip edilecek ve sık kan şeker takipleri yapılacaktır. Eylem esnasında kan şekerinizin kontrolü için, damardan şekerli sıvı ve insülin verilmesi gerekebilir.



Hastalığın etkileri ne kadar sürer?


Gebeliği esnasında diyabet ortaya çıkan pek çok kadında, bebeğin doğumunu takiben bu durum geçer. Doğumdan sonra, normale dönen hormonal denge nedeniyle, vücudun insülin ihtiyacı azalır. Buna rağmen, bu kadınlarda, gelecek 15 ila 20 yıl içerisinde diyabet gelişme riski artmıştır. Bu riskin azaltılması için gebelikten sonra kilo kaybetmelisiniz. Ayrıca diyetinizin sağlıklı olmasına dikkat etmelisiniz. Doktorunuz belirli aralıklarla kan şekeriniz takip edecektir.

Gebelik öncesinde diyabetiniz var idiyse, muhtemelen gebelik öncesindeki durum ve tedavi düzeninize geri döneceksinizdir. Bununla beraber, diyabet komplikasyonları gebelikte daha ciddi hale gelebilir. Eğer gebelik öncesinde iyi bir kan şeker kontrolünüz yok idiyse, bebeğiniz doğum anomalileri açısından yüksek risk altındadır. Doktorunuzla bu riskleri konuşun.

Eğer bir gebeliğiniz esnasında diyabet ortaya çıktıysa, sonraki gebeliklerinizde diyabet ortaya çıkma riskiniz artmıştır. Bir sonraki gebeliğinizde, erken dönemde diyabet açısından taranmalısınız.



Kendimi nasıl koruyabilirim?


  • Doktorunuz tarafından önerilen diyet, tedavi ve egzersiz programını takip etmek
  • Kan şeker düzeyinizi kontrol altında tutmak. Bir gün içinde bir veya daha fazla defalar kan şeker düzeyinizi ölçmek durumunda kalabilirsiniz.
  • Size verilen tedaviyi aynen uygulamak.
  • Doktorunuz ile tüm randevularınıza gitmek.



Gebelik esnasındaki diyabetin ortaya çıkmasından veya diyabetin gebelikteki muhtemel komplikasyonlarından kendimi nasıl koruyabilirim?

Sağlıklı kilonuzu koruyun.Gebeliğe sağlıklı ağırlık ile başlamak, vücudunuza daha az bir yük getirir. Bunu başarabilmek için uzun dönem bir planlama yapılmalıdır. “Şok diyet”ler daima akılsızca bir yaklaşımdır; ayrıca gebelik esnasındaki bir kilo kaybı tehlikeli olabilir.

Eğer gebeliğin meydana getirmediği bir diyabetiniz var ise, gebe kalmadan önce en az 3 ay normal kan şekeri düzeylerini korumalı ve bu iyi kan şekeri kontrolünü gebelik süresince de devam ettirmelisiniz. Doğum anomalilerini önlemek için en kritik zaman aralığı gebeliğin 8 ila 10. haftaları arasındadır. Bu dönemde, çoğu kadın henüz gebe olduğunu bile bilmemektedir. Eğer diyabet hastası iseniz, gebeliğinizi planlamanız ve sağlığınızı doktorunuz ile her aşamada ile takip etmeniz gerekmektedir.


Kaynak: Ankara Etlik Doğumevi (www.etlikdogumevi.gov.tr)

Gebelikte Tansiyon Yükselmesi


Normal kan basıncı iyi bir sağlık için anahtardır. Kan basıncı çok yüksek olursa hipertansiyon olarak bilinir. Bu herhangi bir zamanda sağlık riski ortaya çıkarır. Gebelikte hipertansiyon ek problemlere sebep olur. Bazı durumlarda gebeliği etkileyen ciddi bir durum olan preeklampsi gelişebilir. Eğer gebeyseniz ve yüksek kan basıncına sahip olmanıza neden olacak herhangi bir risk faktörü taşıyorsanız özel bakıma ihtiyacınız olabilir. Bu doküman –kan basıncı tipleri –gebelik üzerine etkisi –risk faktörlerini açıklayacaktır.



Kan Basıncı


Kan basıncı, dolaşım sistemi için gereklidir. Kalbin düzenli çalışması sayesinde sağlanır. Kalp kasılınca kan damara pompalanır. Damarlar (arterler) kanı organlara taşır. Toplardamarlar kanı kalbe geri getirir. Küçük arterler kan basıncını etkiler. Bu kan damarları kas tabakası ile çevrelenmiştir. Kan basıncı normalken bu kaslar gevşer ve böylece kan kolaylıkla akabilir. Eğer kan basıncını artırmak üzere sinyal giderse kas tabakası kasılır ve damarlar daralır. Böylece kan akımı zorlaşır. Basınç yükselir.

Kan basıncının iki değeri vardır. İlk sayı kalp kasıldığında arterdeki basınçtır. Buna sistolik basınç (kasılma basıncı) denir. İkinci sayı kalp gevşediğinde arterlerde olan basınçtır. Buna diastolik basınç denir (gevşeme basıncı). Kan basıncı kişiden kişiye değişir. Gün boyunca da değişir. Egzersiz yaparsınız ,heyecanlanırsanız artar. Dinlenince düşer. Eğer bir kişinin kan basıncı uzun süre yüksek kalırsa problem olduğunun sinyali olabilir. Birçok gebede 120/80 den düşük değerler normaldir. Eğer gebeyseniz ve sistolik basınç 140 veya diastolik basınç 90 ise kan basıncı yüksek demektir. Kan basıncındaki normal çıkış ve inişlerden dolayı eğer bir yüksek değeriniz olursa tekrar bir değer alınarak normal değeriniz olup olmadığı görülmelidir.



Gebeliğin Etkisi


Sağlıklı gebeliklerde bebeğin büyümesi için gerekli olan besin ve oksijen anneden sağlanır. Bu yeterli miktarda anne kanı plasentada dolaştığı ve besin ve oksijenin göbek kordonundan bebeğe geçtiğinde sağlanır. Yüksek kan basıncı gebelikte problemlere sebep olabilir. Örneğin eğer kadın yüksek kan basıncına sahipse bu plasentaya yetersiz kan akımı olmasına sebep olabilir. Bebeğin, ihtiyacı olan oksijen ve besini düşük miktarda alması demektir. Bu durum bebeğin büyümesini yavaşlatabilir.



Yüksek Tansiyon Tipleri



Kronik Hipertansiyon:


Eğer yüksek kan basıncı gebelikten önce herhangi bir zaman varsa bu kronik hipertansiyon olarak bilinir. Bu durum gebelik süresince ve bebeğin doğumundan sonra da devam eder. Kronik hipertansiyonun kontrol edilmesi şarttır. Çünkü kalp yetmezliği veya kalp krizi problemlere sebep olabilir. Gebelikte kronik hipertansiyon bebeğin gelişimini etkileyebilir. Eğer kan basıncınızı kontrol altına almak için ilaç tedavisi alacaksınız ,onların gebelikte kullanılmasının güvenli olup olmadığını doktorunuza sorun. Kronik hipertansiyonu olan birçok kadın,ilaç tedavisine son verebilir. Çünkü kan basınçları normale döner. Diğer kadınlar gebeliklerinde tedaviye devam etme ihtiyacı duyabilirler. Sizin için en iyi olan tedavi konusunda doktorunuzla konuşun. Bazı durumlarda kan basıncını kontrol altına alabilecek farklı bir ilaç tedavisine gerek duyulabilir.



Gestasyonel Hipertansiyon


Eğer yüksek kan basıncı gebeliğin ikinci yarısında olursa gestasyonel hipertansiyon olarak bilinir. Bu tip kan basıncı bebek doğduktan sonra kaybolur. Kan basıncını takip etmek için doktorunuzu sık görme ihtiyacınız olabilir. Eğer gestasyonel hipertansiyon diğer bulgularla beraber olursa preklempsi denir (idrarda protein kaybi, ayaklarda şişlik). Gestasyonel hipertansiyon preeklampsiye sebep olabilir.



Preeklampsi


Preklempsi bütün vücut organlarını etkileyen ciddi medikal durumdur. Örnek preklempsi böbrek üzerinde stres yaratarak anne idrarında artmış protein atılımına sebep olabilir. Preklempsinin diğer bulguları :

  • Başağrısı
  • Görme problemleri
  • Hızlı kilo alımı
  • El ve yüzün şişmesi



Doktorlar niçin bazı kadınların preklempsi olduğunu bilemez. Bazı kadınların diğerine göre daha yüksek risk taşıdıklarını bilirler.



Risk faktörleri:


  • İlk gebelik
  • Önceki gebelikte preeklampsi öyküsü
  • Gebelikten önce hipertansiyon öyküsü
  • 35 yaş üstünde olmak
  • Coğul gebelik
  • Diabetüs ya da böbrek hastalığı gibi medikal durumlar
  • Şişmanlık
  • Bağışıklık sistemi bozuklukları



Preeklampsi olan kadın,kendisinin ve bebeğinin izlemi için, hastaneye yatırılmaya ihtiyac duyabilir. Bazı durumlarda bebeği erken doğurtulabilir. Preeklampsi şiddetlenirse, kadının organları hasarlanır(böbrek karaciğer beyin kalp göz) Bazı durumlarda nöbet geçirebilirler. Buna eklampsi denir. Preeklampsi anne ve bebek için ciddi bir hastalıktır. Şiddetli preklempsi erken doğum gerektirebilir. Eğer bebek yeterince gelişmeden doğarsa komplikasyonlar olabilir. Şiddetli durumlarda anne bebek ya da her ikisi ölebilir.



Doğum Öncesi Bakım



Ne yapabilirsiniz?


Eğer kronik hipertansiyonunuz varsa aşağıdaki basamakları takip edin:



Gebelikten Önce


  • Doktorunuzla beraber kan basıncını düşürmek için çalışın
  • Kilo verin
  • Gerekiyorsa verilen ilaçlarınızı düzenli kullanın
  • İlaç tedavisinin gebelikte güvenilirliği konusunda doktorunuzla konusun





Gebelikte


  • Doktorunuzu düzenli görün
  • Böbrek hastalığı veya diğer risk faktörleri varsa bunu doktorunuza erken zamanda anlatın
  • Preeklampsinin uyarıcı işaretleri varsa doktorunuza anlatın
  • Kan basıncınızı ve kilonuzu kontrol edin



Eğer kadın gebelikten önce yüksek kan basıncı olduğunu biliyorsa ,bu basamaklar kendi ve doktorunun şiddetli etkileri azaltmak için izleyeceği basamaklardır. Bir kadının yapacağı en iyi şey doktorunu gebelikten önce görüp düzenli gebelik muayenelerine gitmesidirr. Her kontrolda; kan basıncı ,kilo ve idrar örneği alınır. Eğer doktor kadının kan basıncı yüksekliğinin farkındaysa daha sık görebilir.



Tedavi


Eğer kan basıncı yavaşça yükseliyorsa ve kadın gebeliğin sonuna yakın değilse yatak istirahati kan basıncını düşürebilir. Eğer kan basıncı tehlikeli değerlere kadar yükselmiyorsa doğum başlayana dek gebeliğin devam etmesine izin verilebilir. Eğer preeklampsi gelişirse tek tedavi doğumdur. Bebeği doğurma kararı kadına ait riskler ve bebeğin anne karnında mı yoksa yoğun bakım şartlarındaki riskleri göz önünde tutularak verilmelidir. Bazen sezaryen ihtiyacı olabilir. Son olarak yüksek kan basıncı kadını ve bebeği şiddetli problemler açısından riske sokabilir. Kronik hipertansiyonunuz varsa preeklampsi gelişimi açısından riskteyseniz basamaklara uyarak bebeğe ait riskleri azaltabilirsiniz.

Hazırlayan: Doç. Dr. Serdar Yalvaç, Dr. Sercan Gürsoy


Kaynak: Ankara Etlik Doğumevi (www.etlikdogumevi.gov.tr)

Hamilelikte Ultrason Neden Yapılır?


Obstetrik ultrasonografi gebelik takiplerinde çok yüksek frekanslı ses dalgaları ile yapılan incelemeye verilen isimdir. Son derece önemli ve vaz geçilmez bir muayene aracıdır. Günümüzde kullanılan gerçek zamanlı, yani bebeğin hareketlerinin de izlenebildiği ultrasonografi cihazları ile anne karnındaki bebeği daha detaylı inceleme imkanına sahibiz.

Ultrasonografi cihazının prob adı verilen kısmı tarafından üretilen ses dalgaları değişik dokulardan değişik oranlarda yansıyarak proba geri dönerler. Birbirinden farklı olan bu yansımalar bilgisayar tarafından işlenerek görüntü olarak monitöre yansıtılır. Her ne kadar teknolojik gelişmeler sonucu görüntü kalitesi yüksek düzeye çıkarılmış olsa bile gene de bu inceleme yöntemi bebeğe buzlu cam arkasından bakılıyormuş gibi kabul edilmeli ve her ayrıntının görülemeyebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle; değişik yayınlarda değişik oranlar verilmekle birlikte yaklaşık %35 oranında, bebekte gelişim bozukluğu olsa bile, anne karnında bu bozukluklar çeşitli sebeplerle saptanamayabilir.

Ultrasonografinin anne karnındaki bebek üzerine olumsuz etkisini gösteren bir veri yoktur ve gebelik döneminde güvenle uygulanabilmektedir. Ancak buna rağmen gerekli olduğu haller dışında ve ehliyetsiz kişilerce yapılmamalıdır.



Gebelikte ultrason ne zaman ve neden kullanılır?


Ultrasonografi fetusun değerlendirilmesinde güvenli, etkili ve ucuz bir yöntem olarak kabul edilir. Gebelikte ultrasonografinin ana kullanım amaçları şunlardır:

  • Gebeliğin tanısı
  • Gebelik yaşının saptanması



Özellikle gebeliğin ileri dönemlerinde bebeğin gelişiminin değerlendirilebilmesi için erken dönemlerde (12. veya 22. haftalardaki) yapılan ultrasonografik yaş tayinleri son derece önemli ve yararlıdır.



Bebeğin canlı olup olmadığının değerlendirilmesi

Özellikle erken gebelik döneminde anne karnında bebek ölümleri daha sık görülür. Bu durumun ayırt edilebilmesi önemlidir. Bununla birlikte mol gebeliği (üzüm gebeliği) veya dış gebelik tanıları da gene aynı dönemde yapılan değerlendirmelerle anlaşılabilir.



Bebeğin gelişiminin değerlendirilmesi

Anne karnındaki bebeğin değerlendirilmesi çeşitli ölçümler yapılarak gerçekleştirilir. Bunlar kafa çapları ölçümü, uzun kemiklerin ölçümü ve karın-baş çevrelerinin ölçümüdür.



Bebeğin ağırlığının tahmin edilmesi

Yapılan ölçümler çerçevesinde bebeğin yaklaşık ağırlığı saptanabilir. Bu da bize bebeğin gelişimi ve doğum şekli hakkında bilgi verir.



Plasentanın yerinin saptanması

Plasenta yada halk arasında bebeğin eşi denen organ anneden bebeğe kan iletiminin sağlandığı son derece önemli bir organdır. Bu organa ait anormal yerleşim ve gelişimlerin doğum öncesinde bilinmesi son derece önemlidir.



Amniyon sıvısı hastalıkları

Bazı durumlarda bebeğin içinde bulunduğu kese içindeki sıvı miktarı( Bu sıvının çok büyük bir kısmı bebeğin idrarından oluşur) bebeğin durumu hakkında bize fikir verir.



Fetal anomalilerin saptanması

Özellikle 22 hafta civarında yapılan ultrasonografik değerlendirmede bebekte ortaya çıkması muhtemel anormal gelişim bozuklukları değerlendirilir. Bu bozukluklar eğer yaşamla bağdaşmayan tarzda ise bu durumda aile ile konuşularak onların kararı ile gebelik sonlandırılabilir.



Bebeğin iyilik halinin değerlendirilmesi

Özellikle gebeliğin son aylarında bebeğin anne karnındaki hareketleri, solunumu, kas gerginliği ve sıvı miktarı değerlendirilerek bebeğin durumu, anne karnında sıkıntıda olup olmadığı değerlendirilir.



Erken doğum riskinin tahmin edilmesi

Erken doğum riski taşıyan anne adaylarında rahim ağzı uzunluğu durumun ciddiyeti hakkında bize bilgi verir.



Plasental akımların değerlendirilmesi

Anneden bebeğe kan akımındaki direnci ölçen Doppler değerlendirmesi ile bebeğin sıkıntıda olup olmadığı anlaşılır.



Bebeğin cinsiyetinin saptanması





Prenatal girişimler sırasında

Amniosentez denen bebeğin cevresindeki sıvıdan örnek alınması işlemi için yada erken gebelik döneminde plasenta dokusundan örnek alınması için ultrasonografi gerekli bir yöntemdir.



Diğer uygulamalar

  • Bebeğin pozisyonunun saptanması
  • Eşlik eden yumurtalık kisti yada myom gibi organ hastalıklarının saptanması ve değerlendirilmesi





Ultrasonografi ne sıklıkta yapılmalıdır?


Normal bir gebeliğin takibinde, Türk Perinatoloji Derneği tarafından önerilen, ultrasonografik tetkik yaptırma sayısı bir gebelik boyunca 5 adettir. Bunlar 12., 22., 32., 38. haftalar civarında ve doğum öncesinde yapılmalıdır.

Kaynak: Ankara Etlik Doğumevi (www.etlikdogumevi.gov.tr)

Gebelik ve Kalp Hastalıkları


Gebelik birçok sistemde olduğu gibi kardiyak sistemde de birçok değişikliğe yol açar. Bu değişikliklerin başlıcaları; kan hacminde, kalp yükünde, kalp hızında artıştır.

Yakın zamana kadar kalp hastalığı olan birçok kadına gebe kalmamaları önerilirdi, ancak günümüzdeki gelişmeler sonucunda kalp hastalığı olan birçok kadın sağlıklı ve güvenli bir gebelik geçirebilmektedir.

Kalp hastalığı olan kadınlarda gebelik planlaması yapılırken kardiyolog ve kadın doğum uzmanının ortak görüşleri alınmalıdır, çünkü bazı kalp hastalıkları gebelik için çok risklidir böyle bir kalp hastalığına sahip kadınların kalp sorunları giderilene kadar gebe kalmamaları önerilir.

Kalp hastalığı olan gebeler yakın klinik takipte olmalıdırlar. Kalp hastalığı olan hemen her gebede fiziksel aktivite kısıtlanır, yüksek proteinli tuzdan kısıtlı diyet önerilir. Gebenin kan düzeyinin belli bir seviyenin üzerinde tutulması önerilir, çünkü kansızlık kalp hastalığını kötüleştirir. Gebenin kilo alımı kontrol altına alınır. Bütün bu önlemler ile kalbin iş yükü azaltılmaya çalışılır.

Kalp hastalığı olan gebelerde vajinal doğumla sezaryen karşılaştırıldığında vajinal yolla doğumun daha iyi tolere edildiği görülür ancak sezaryen ile doğumdan da fayda görecek sınırlı sayıda hasta grubu mevcuttur.

Doğum sonrası erken dönem kalp hastalığı olan hasta açısından çok önemlidir. Kan kaybı en aza indirilmeli, kan basıncı düzenlenmeli ve kalp yetmezliğine yol açacak aşırı sıvı yükünden kaçınılmalıdır.

Doğumdan yaklaşık 4–6 hafta sonra gebeliğe bağlı kalp damar sistemindeki değişiklikler kaybolur. Bu dönemde hasta bir kardiyolog tarafından tekrar değerlendirilmelidir. Belirli kardiyak hastalıkların genetik geçişi nedeniyle yeni doğan özenle ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir.

Kaynak: Ankara Etlik Doğumevi (www.etlikdogumevi.gov.tr)

Gebelikte Tiroid Hastalıkları - Guatr


Tiroid bezi boyunun ön tarafında, adem elması dediğimiz çıkıntının hemen altında nefes borusunu at nalı şeklinde saran, yaklaşık 20gr olan bir salgı bezidir.

Salgıladığı tiroid hormonları (T3 ve T4) tüm metabolizmayı etkiler Tiroid bezinin çalışmasını beyinin alt kısmında gözlerimizin hemen arkasında yeralan hipofiz bezinden salgılanan TSH (Tiroid uyarıcı hormon) tarafından kontrol edilir. İyot elementi tiroid bezi çalışması için son derece gereklidir. Beslenmeyle yetersiz alındığında tiroid hormonlarının salgılanması aksar. Ülkemizde sık görülen iyot eksikliğinde belirgin tiroid bezi problemleri ortaya çıkar. Kadınlarda tiroid bezi hastalıkları erkeklerden daha sık görülür.Bu nedenden dolayı doğurganlık çağındaki pek çok kadın tiroid bezi problemlerinden sıkça etkilenir. Guatr tiroid bezinin normalden büyük olması durumudur.Hastalara yaklaşımda guatr dan çok ona eşlik eden hormonal durum önemlidir.



Hipertiroidi


Tiroid bezinin kana çok hormon salgılaması, hipertiroidi şeklinde adlandırılır (zehirli guatr). Bu durumda zayıflama, kalbin hızlı atması (çarpıntı), sıcağa tahammülsüzlük, sıcak basmaları, ellerde titreme, gözlerde dışarı doğru şişlik ortaya çıkar. Gebelik sırasında görülen hipertirodilerin % 95’i Graves hastalığına bağlıdır. Gebelik sırasında hipertiroidi erken doğum, ölü doğum, düşük, bebekte gelişme geriliği, ve annede kalp yetmezliğine, tansiyon yüksekliğine neden olabilir. Bu nedenle hipertiroidinin gebelik öncesinde kontrol altına alınması oldukça önemlidir.

Tedavi için seçilen ilaç genelde Propylthiouracil dir. Radyoaktif İyot (RAI) tedavisi gebelerde kullanılmaz. Hipertiroidik gebelerde gerekli ise cerrahi tedavi 3-6 aylar arasında yapılmalıdır. İlk 3 ayda düşük riskini artırdığından cerrahi tedavi yapılmaz, ancak mutlaka gerekli ise ilk 3 ay da da de cerrahi tedavi uygulanabilir.



Hipotiroidi


Tiroidin az çalışması durumuna hipotiroidi denir. Bu geliştiğinde; gebede unutkanlık, halsizlik, deride kuruma, saçlarda dökülme, yorgunluk, uykuya eğilim ortaya çıkabilir. Hipotiroidi gebelerin % 0.05’inde görülür. Bu hastalarda düşük, bebeğin eşinin erken yerinden ayrılması, bebekte gelişim geriliği, erken doğum, doğum öncesi bebek kaybı ve bebekte sinir sisteminde bozukluk riski artmaktadır. Bebek tiroid bezi gelişmeden önce (ilk 3 ay) anne yeterli düzeyde iyot almazsa bebekte zeka geriliği görülebilir. Tedavi tiroid hormonu içeren ilaçlarla yapılır.

Kaynak: Ankara Etlik Doğumevi (www.etlikdogumevi.gov.tr)

Gebelik ve Kaşıntılar


Gebelik sırasında kadınlar daha önceden yaşamadıkları pekçok değişik durumla karşılaşabilirler. Özellikle ilk gebeliğini yaşayanlarda bu durumlar bebeğin sağlığı, ve ona zarar verip vermeyeceği konusunda endişeye neden olabilirler.

Gebelik sırasında anne adayını hem fiziksel olarak hem de bebeğine zarar gelip gelmeyeceği konusunda endişelendiren durumlardan birisi de kaşıntılardır.

Pekçok kadın gebeliğin seyri sırasında vücudun belirlli bölgelerinde ya da genelinde değişik derecelerde kaşıntı sorunu yaşar. Kaşıntılar çoğu zaman hem anne adayı hem de bebek açısından tehlike oluşturabilecek bir durumun habercisi değildir. Ancak bazı özel durumlar da söz konusu olabilmektedir

Özellikle hızla büyüyen karın ve memeler etrafında kaşıntının olması son derece normaldir. Bu bölgeler etrafında oluşan çatlakların şilk belirtisi kaşıntıdır. Hormonal değişimler de ciltte hassasiyeti arttırarak kaşıntıya yol açabilir.

Cilt gebelik sırasında nortmalden daha aktif bir organdır. Hem kan akımları artar hem de ter bezlerinin çalışması hızlanır. Buna bağlı olarak meme altlarında, kasıklarda ve diğer cilt kıvrımlarında terlemeye bağlı döküntü ve kaşıntılar olabilir. Bu bölgelerde cilt mantarı gelişebilir ve bu enfeksiyonlar da kaşıntıya yol açabilir.

Vajina çevresindeki kaşıntılar genital mantar enfeksiyonuna, anüs çevresindeki kaşıntılar ise hemoroid ya da basrak parazitlerine bağlı olarak ortaya çıkabilir.

Artan östrojen düzeylerine bağlı olarak avuç içi ve ayak tabanlarında kızarıklık görülebilir ve bu tabloya kaşıntı eşlik edebilir. Durum doğumdan hemen sonra gerileyerek kaybolur.

Bunun dışında gebe olmayan bir insanda kaşıntıya neden olabilecek egzema, cilt kuruluğu, besin alerjileri gibi durumlar da gebelikte kaşıntının altında yatan neden olarak karşımıza çıkabilir.

Son olarak ise gebelik kaşıntıları gebeliğe bağlı cilt hastalıkları ya da daha da önemlisi safra yolları ile ilgili problemlerin belirtisi olabilir.

Hemen herkeste görülebilen basit kaşıntılar ile başa çıkmak için alınabilecek basit önlemler vardır. Bunlardan en basiti çok sıcak su ile banyo yapmaktan kaçınmaktır.Sıcak su cildi kurutarak elastikiyetini azaltır. İdeal olan ılık su ile banyo yapmaktır. Banyo sonrası sabun ve şampuanı iyice durulamak ve yumuşak bir havlu ile iyice kurulamak önemlidir. Bazı parfümler ciltte rahatsızlığa neden olabileceğinden kokusuz kremler ile vücudu nemlendirmek yararlı olacaktır.

Yulaf özlü şampuan ve sabunların ciltteki basit kaşıntıları gidermekte etkili olduğu bilinmektedir. Ülkemizde de satılan bu tür ürünlerin tercih edilmesi yararlı olabilir. Bol ve pamuk bazlı kıyafetlerin tercih edilmesi, günün çok sıcak saatlerinde sokağa çıkılmaması da alınabilecek basit ama etkili önlemlerdir.



PUPPP


Gebe kadınların yaklaşık %1'inde göbek çevresinde kaşıntılı kırmızı kabarıklıklar ortaya çıkar. Bu durum gebeliğin kaşıntılı ürtiker plakları ve papülleri olarak (pruritic urticarial papules and plaques of pregnancy (PUPPP) olarak adlandırılır. PUPPP gebeliğin son 3 ayında ve ilk bebeğini bekleyen ya da çoğul gebelik yaşayan anne adaylarında daha sık görülen bir durumdur. Kızarıklıklar ilk başta karın çevresinde ve çoğu zaman eğer varsa karın çatlaklarının etrafında başlar ve giderek kalçalara, bacaklara ve hatta kollara doğru yayılır. Bu durum hm anne adayı hem de bebek için zararsız olmakla birlikte bazen çok rahatsız edici boyutta kaşıntıya neden olabilir.

Tanısı cilt doktoru tarafından konur. Tedavisinde ise rahatlatıcı kremler ve gerekli durumlarda alerji ilaçları kullanılır. Bu tedaviye dirençli olan nadir durumlarda ağızdan alınan steroidlerin kullanılması gerekli olabilir

PUPPP genelde doğumdan sonra birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Nadiren doğumdan sonra birkaç hafta daha devam edebilir. Dah anadir olarak ise gebelik sırasında değil doğumu takip eden birkaç gün içinde ilk kez ortaya çıkabilir.

Bir gebeliğinde PUPPP yaşayan annelerin takip eden gebeliklerinde aynı duruma maruz kalmaları nadirdir.



Prurigo


PUPPP'dan daha nadir görülen gebeliğe bağlı bir cilt problemidir. Cildin değişik yerlerinde böcek ısırığına benzer kabarık döküntüler ile karakterize bir durumdur. Her yerde görülebilmekle birlikte en sık eller, kollar, bacaklar ve ayaklarda ortaya çıkar.

Genellikle gebeliğin son trimesterinin başlangıcında ortaya çıkar ve doğumdan sonra birkaç hafta ya da bazen birkaç ay daha devam eder. Çok kaşıntılı bir durum olmakla beraber anne adayı ve bebeğin sağlığı açısından bir risk oluşturmaz.



Pemphigoid gestationis


Çok nadiren gebe kadınlarda deriden kabarık üstü pütürlü şekilde başlayıp içi su toplamış kabarcıklar şekline dönüşen çok kaşıntılı döküntüler görülebilir. Bu durum pemphigoid gestationis ya da herpes gestationis olarak adlandırılır. Adında herpes geçmesine rağmen herpes yani uçuk virusü ile herhangi bir ilgisi yoktur. Döküntü genelde karın çevresinde başlayıpo buradan kollara ve bacaklara kadar yayılır.

Bu durum diğer cilt hastalıklarından daha önemlidir. Çünkü bebekte büyüme sorunlarına hatta erken doğumlara neden olabilir.

Genelde ikinci üç ayın son dönemlerinde ya da üçüncü üçayın ilk dönemlerinde başlamakla birlikte bazen doğumu takip eden birkaç hafta içinde başlayabilmektedir. Takip eden gebeliklerde tekrarlama olasılığı yüksektir ve tekrarladığında çoğu zaman önceki gebeliğe göre daha şiddetli seyreder.



Gebeliğin intrahepatik kolestazı


İkinci üçayın sonlarında ya da son üçayın başlangıcında ortaya çıkan ve bereberinde döküntü görülmeyen kaşıntılar gebeliğin intrahepatik kolestazı olarak tanımlanan bir karaciğer hastalığınının belirtisi olabilir. Bu durum tüm gebelerin yaklaşlık %1'ini etkileyen bir sorundur.

Karaciğerde üretilen safra, safra kanallrı içinde normal şekilde ilerleyerek safra kesesine ulaşamaz. Bu durumda safra tuzları kana karışarak ciltte birikir. Kaşıntı genelde oldukça şiddetlidir. Hastalığın kendisi normalde döküntüye neden olmaz ancak şidetli kaşıma neticesinde ciltte kızarıklıklar ve tırnak izine bağlı ince kesikler olabilir.

İntrahepatik kolestaz tehlikeli bir durumdur. Bebekte gelişme geriliği ve hatta anne karnında ölüme neden olabilir.

Tanısı yapılan kan testleri ile konur.

Şiddetli kolestaz varlığında bebeği riske atmamak için doğum planlanarak bebek erken dünyaya getirilebilir.

Durum genelde doğumdan sonra kendiliğinden düzelir. Ancak takip eden gebeliklerde tekrarlama olasılığı yüksektir.


kaynak: Dr. Alper Mumcu - (www.mumcu.com)

Gebelik ve Epilasyon


İstenmeyen tüyler özellikle yüzde olanlar günümüz kadınlarının sorunlarından birisidir. Gerek vücutta gerekse yüz ve çevresinde büyüyen bu tüylerden kurtulmak için pekçok yöntem mevcuttur. Ağda gibi geleneksel yöntemlerin yanısıra günümüzde laser epilasyon ve elektroliz gibi değişik ve modern yöntemler de kullanılmaktadır. Modern yöntemlerin farkı ağda gibi geçici bir çözüm yolu olmayıp istenmeyen tüylerden kalıcı şekilde kurtulmayı sağlamasıdır.

Bu yöntemlerin gebelik öncesinde ya da gebelik sırasında kullanılması anne adaylarında zaman endişeye neden olabilmekte ve gebelikte kullanımlarının güvenilirliği konusunda kafalarında soru işaretleri oluşmaktadır.



Lazer Epilasyon


Lazer (Laser) ışık enerjisi kullanan bir tekniktir. Ortaya çıkan elektromanyetik ışıma röntgende kullanılan X-ışınlarından farklıdır ve doku içinde ilerleme özelliği yoktur. Işın sadece işlemin yapıldığı alana örneğin sadece yüze etki eder ve etki alanı sadece birkaç milimetre ile sınırlıdır. Bu nedenle anne karnı içindeki bebeğe ulaşması ya da zarar verebilmesi mümkün değildir.

Benzer şekilde radyo dalgaları ile çalışan epilasyon sistemlerinde de bebek ile ilgili bilinen bir risk söz konusu değildir. Bu cihazlar x-ışını ile çalışan röntgen cihazlarına göre daha düşük ferakans ve enerjide radyasyon ile çalışmaktadırlar. Bundan daha önemlisi söz edilen radyasyon iyonize edici özelliği olmayan radyasyondur. İşlem bittiğinde ortada radyasyon da kalmaz. Bu nedenle gebelikte kullanımı ile ilgili bilinen bir risk söz konusu değildir.



Elektroliz


Epilasyonun bir diğer türü olan elektroliz ise biraz daha farklıdır. Burada cilt içine yerleştirilen küçük ve ince bir iğne yardımı ile elektrik akımı verilerek kıl kökü tahrip edilir. Elektroliz 100 yıldan uzun bir zamandır kullanılan bir yöntemdir ve bugüne kadar gebelik üzerinde olmusuz bir etkisi bildirilmemiştir.

Bununla beraber meme başı çevresindeki kılların için gebeliğin son dönemlerinde elektroliz yapılması önerilmemektedir. Bu öneri özellikle emzirmeyi isteyen anne adayları için geçerlidir. Benzer şekilde son 3 aya girildikten sonra karın üzerindeki tüyler için de elektroliz önerilmez. Bunun nedeni bebeğin zarar göreme riski değildir. Bu dönemde cilt özellikle karın cildi oldukça hassas olmaktadadır. Ayrıca son dönemlerde karın üzerinde yapılan işlem bebeğin fazla hareket etmesine neden olabilir. Hem bebeğin hareketleri hem de işlem sırasında duyulabilecek hafif ağrı anne adayını rahatsız edebilir.

Elektroliz mutlaka uygun hijyen ve sterilite şartlarına sahip yerlerde yapılmalıdır. Aksi taktirde enfeksiyon riski vardır.

Sonuç olarak istenmeyen tüyler her kadının olduğu gibi bebek bekleyen anne adaylarının da önemli bir sorunudur. Pekçok hamile kadın gebelik hormonlarının da etkisi ile artan bu tüylenmeden rahatsızlık duymaktadır. Doğum sonrası bu tüylerin büyük kısmı kendiliğinden yok olacaktır. Bu nedenle epilasyon yöntemlerinin doğum sonrasına ertelenmesi aslında daha uygun bir yaklaşımdır, buna karşın lazer ve elektroliz gibi modern epilasyon yöntemlerinin de bebeğe herhangi bir zararı yoktur.


kaynak: Dr. Alper Mumcu - (www.mumcu.com)

Gebelikte Grip ve Soğuk Algınlığı


Sonbaharın gelmesi yanlızca sıcak yaz günlerinin ve tatilin sona erdiğini göstermekle kalmaz. Sonbahar değişken hava sıcaklıkları ile birlikte aynı zamanda kış hastalıkları olan grip ve soğuk algınlığı sezonunun da habercisidir. Normal zamanlarda bile çok rahatsızlık verici olan bu durum hamilelikte hem daha çok sıkıntı yaratır hem de anne adaylarının bebekleri açısından endişelenmesine neden olur.



Grip ve soğuk algınlığı nedir?


Grip (bilimsel adı ile influenza) ve soğuk algınlığı birbiriyle çok sık karıştırılan ve hatta birbiri yerine kullanılan iki terim olmakla birlikte aslında birbirlerinden çok farklı iki durumu ifade ederler. Her iki hastalıkta da benzer belirtiler görülmekle birlikte hem hastalığın nedeni hem de sonuçları çok farklıdır.

Her iki hastalık da viruslerin neden olduğu ve üst solunum yollarını tutan hastalıklardır. Grip Influenza A, B, ve C adı verilen 3 tür viruse bağlı bir hastalıkken, 200 değişik tür vürus soğuk algınlığına neden olabilir.



Soğuk algınlığı


Soğuk algınlığı genelde burnu tutan bir hastalıktır ve bu hastalığa neden olan mikropların önemli bir kısmı rhinovirus adı verilen gruba dahildir. Rhino Yunanca burun anlamına gelmektedir.

Belirtiler genelde vürusle karsilasildiktan 2 günsonra ortaya çıkar. En sık karşılaşılan yakınmalar nezle, burun tıkanıklığı ve hapşırmadır. Ateş genelde görülmezken boğaz ağrısı ya da hasassiyet olabilir ancak muayenede boğazda kızarıklığa nadiren rastlanır. Sinüslerde ağrı ve kulak ağrısı sık görülür.

Virüsün tipine bağlı olarak gözlerde sulanma, öksürük, geniz akıntısı, iştahsızlık, halsizlik gibi yakınmalar da olaya eşlik edebilir ancak yine de sorunun merkezi burundur.

İlk başta daha sıvı olan burun akıntısı birkaç gün içinde koyulaşarak kıvam değiştirebilir ve rengi sarı-yeşile dönebilir.

Belirtiler 7-10 gün içinde azalarak kendiliğinen kaybolur.



Grip


Influenza viruslerinin neden olduğu grip hastalığı ise her yıl yaygın salgınlara neden olabilen ciddi bir hastalıktır. Geçtiğimiz yüzyılın başında meydana gelen ve tüm dünyayı etkileyen grip salgını 20 milyondan fazla insanın ölümüne neden olmuştur.

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezinin verilerine göre her yıl nüfusun %10-20'si gibe yakalanmakta ve ortalama 114.000 kişi grip nedeni ile hastanede tedavi edilmek zorunda kalmakta ve 20.000'den fazla kişi hayatını kaybetmektedir. Hayatını kaybeden hastaların önemli bir kısmı ya ciddi sağlı sorunu olan kronik hastalar, ya da ileri yaştaki düşkün kişilerdir. Bu nedenle grip çok ciddi bir hastalıktır.

Hastalığa neden olan virüs çok sık aralıklarla form değiştirdiği için yaygın salgınlara neden olur. Daha seyrek aralıklarla ise virüsün yapısında büyük değişimler meydana gelir ve tüm dünyayı etkileyen salgınlar görülür.

Hastalık genelde vücut sıcaklığında yükselme yani ateş ile başlar. Yüzde kızarıklık ve halsizlik tabloya eşlik eder. Bazı kişilerde başdönmesi, bulantı ve kusma görülebilir. Ateş genelde 2-3 gün devam ederken nadiren 5 güne kadar uzayabilir. Ateşten sonra genel vücut bulguları ortaya çıkar ve solunum sistemi yakınmaları artar. En önemli bulgulardan birisi kuru öksürüktür. Bununla birlikte boğaz ağrısı, boğazda kızarıklık, soğuk algınlığı belirtileri, yaygın ks ve eklem ağrıları sık görülür.

Grip virüsü solunum sistemi içinde burun, boğaz, soluk borusu hatta akciğerlere bile yerleşebilir ve zaatürreye neden olabilir. Soğuk algınlığına neden olan virüslerden farklı olarak solunum sistemini döşeyen epitel tabakasına zarar vererek bakterilerin de olaya karışmasına neden olabilir.

Öksürük dışındaki belirtiler genelde 1 hafta içinde kendiliğinden kaybolurken öksürük birkaçhafta daha devam edebilir.



Bulaşma yolları


Her iki hastalık da damlacık enfeksiyonu şeklinde havadan bulaşır. Virüsü taşıyan kişi hapşırdığında milyonlarca virus havaya karışır ve kişinin göz, burun ve ağızından girerek enfeksiyona neden olur. Virüsu alan kişi bundan sonraki ilk 2 gün civarında en fazla bulaştırıcılığa sahiptir. Yani belirtilerin ilk görüldüğü dönem bulaşıcılığın da en fazla olduğu dönemdir.

Öte yandan eller de bulaşmada rol oynayabilir. Hasta olan bir kişi eli ile burnunu sildikten sonra örneğin bir başkası ile el sıkıştığında ve elini sıktığı kişi daha sonra gözünü kaşıdığında hastalığı alabilir.



Grip ve soğuk algınlığı arasındaki farklar nelerdir?


Bu iki hastalığın ayrımını yapmak her zaman kolay değildir ancak kural olmamakla birlikte bazı farklılıklar yardımcı olabilir. Soğuk algınlığı genelde burunu etkilerken grip tüm vücudu etkiler

Gribin belirtileri:

  • Kas ağrısı
  • Kuru öksürük
  • Burun tıkanıklığı, soluk almada güçlük
  • Burun akıntısı
  • Ateş
  • Titreme
  • Şiddetli olabilen baş ağrısı
  • İştahsızlık
  • Halsizlik
  • Yorgunluk





Soğuk algınlığının belirtileri:

  • Burun akıntısı
  • Hapşırma
  • Öksürük
  • Hafif başağrısı
  • Hafif ateş
  • Gözlerde sulanma
  • Kulak ağrısı



Her iki hastalık da kopmlikasyonlara neden olabilirken zaatürre gibi ciddi durumlar soğuk algınlığında görülmez.

Grip ile soğuk algınlığı arasındaki temel farklardan birisi de gribin aşı ile önlenebilir bir hastalık olmasıdır.



Hamilelik, grip ve grip aşısı


Hamilelik tek başına gribe yakalanmak için bir risk oluşturmaz. Ancak hamile bir kadın gribe yakalandığında komplikasyon görülme şansı çok daha artmaktadır. Aynı yaş grubundan kadınlar karşılaştırıldığında hamile olanların grip nedeni ile hastaneye yatırılarak tedavi edilme oranlarının hamile olmayanlara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Hamilelik kişinin bağışıklık siteminin yanı sıra dolaşım ve solunum sisteminde de değişikliklere neden olarak komplikasyonlar açısından daha yüksek risk altında olmalarına yol açar.

Öte yandan hamileliğin son dönemlerinde gribe yakalanan bir anne adayının doğum sonrası hastalığını bebeğine geçirme şansı fazladır.

Grip aşısı canlı virüs içermeyen ve hamilelikte kullanılabilen güvenli bir aşıdır. Amerikan jinekolog ve Obstetrisyenler birliği (ACOG) 2000 yılıaralık ayında yayınladığı görüşünde salgın mevsiminde hamileliğinin ikinci ya da üçün trimesterinda olan kadınlara grip aşısı olmaları önermektedir.

Yine aynı bildiride şeker hastalığı, astım, hipertansiyon gibi yüksek risk durumlarının varlığında gebelik yaşına bakılmaksızın grip aşısı yapılması önerilmektedir. Bu gibi yüksek risk faktörleri olmayan kadınlarda ise aşının ilk trimester sonunda yapılması önerilmektedir.

Bununla birlikte aşı sonrası annede gelişen antikorlar bir miktar bebeğe de geçerek yaşamının ilk aylarında onu da gribe karşı koruyacaktır.

Grip mevsimi genelde Kasım-Nisan aylarını kapsar. Hastalık en fazla Aralık ile Mart başına kadar olan dönemde görülür. Salgın başladığında genelde ilk 3 hafta en etkili olduğu dönemdir hastalanan kişi sayısı sonraki 3-4 haftada giderek azalır. Aşı için en ideal dönem Ekim ayı ile Kasım ayı ortasına kadar olan zaman aralığıdır. Aşı sonrası antikor üretilmesi ve koruyuculuğun başlaması için 1-2 haftaya gerek vardır. Grip aşısının koruyuculuğu %70-90 arasında değişmektedir.

Grip aşısı gebelikte ve emzirme döneminde güvenli olarak kabul edilmektedir.

Grip aşısının olası yan etkileri şunlardır:

  • Enjeksiyon alanında lokal hassasiyet ve şişlik (%10-64 olguda)
  • Hafif ateş ve halsizlik
  • Nadiren alerjik reakisyon



Grip aşısı gribe neden olmaz. Aşı sonrası ilk 2 hafta içinde görülen üst solunum yolları enfeksiyonları tamamen tesadüfüdir ve aşı ile bir ilgisi yoktur.

Öte yandan aşı hazırlanırken yumurta kullanıldığı için yumurta alerjisi olanlarda grip aşısı kontraendikedir ve yapılmamalıdır



Tedavi


Ne yazik ki her iki hastalık için de etkili bir tedavi yoktur. Hiçbir ilaç ya da uygulama hastalığın süresini kısaltmaz. Eskiler soğuk algınlığı ilaç ile 7 günde ilaçsı 1 haftada geçer derler. Ancak yakınmaların daha hafif ve daha az rahatsızlık verecek şekilde atlatılmasına yardımcı olabilecek destek tedavileri uygulanmalıdır.

Amerika Birleşik Devletlerinde Influenza virüsüne karşı ilaçlar bulunmaktadır. Ancak bu ilaçların etkili olabilmesi için hastalık belirtileri başladıktan sonraki ilk 48 saat içinde alınması gereklidir. Hamilelikte C kategorisine giren bu ilaçlar ancak anne adayı ciddi risk altındaysa kullanılmalıdır.

Grip ya da soğuk algınlığı sırasında destekleyici tedavi ve yapılması gerekenler şunlardır:

  • Her iki hastalık da virüslerin neden olduğu hastalıklardır. Antibiyotikler virüsler üzerinde etkili değildir bu nedenle ikincil bir bakteriyel enfeksiyon olmadığı sürece antibiyotik kullanılmamalıdır.
  • Tedaviden çok hastalığa yakalanmamak daha önemlidir. Bu nedenle salgın dönemlerinde kapalı yerlerde fazla uzun kalmamak ve elleri sık sık yıkamak koruyucu olabilir.
  • En iyi ve en etkili destek tedavisi istirahattir. Eğer mümkünse yatak istirahati yapılmalıdır.
  • Yatarken başınızı yukarıda tutmak (2 yada daha fazla sayıda yastık ile yatmak) geniz akıntısının vereceği rahatsızlığı azaltacaktır.
  • Bulunulan ortamın yeteri kadar sıcak olmasına ve iyi havalandırılmasına dikkat edilmelidir.
  • Havanın kuruması engellenmeli, nemli olması sağlanmalıdır.
  • Yeteri kadar sıvı alımı son derece önemlidir.
  • Hastalık dönemlerinde beslenmeye dikkat etmeli, iştahsızlık varsa enerji ihtiyacını gidermek için karbonhidrattan zengin diet uygulanmalıdır.
  • Boğaz ağrısını gidermek için pastil kullanılabilir.
  • Burun tıkanıklığı için tuzlu su ya da okyanus suyu vb. kullanılabilir.
  • Ağrı ve ateşi gidermek için parasetamol alınabilir.
  • Yakınmalar düzeldiğinde hemen normal aktiviteye dönülmemeli, tam bir iyileşme için bir süre daha dinlenmeye devam edilmelidir.





Aşağıdaki durumlarda mutlaka doktorunuza başvurmalısınız

  • Yüksek risk grubundaysanız
  • Ateşiniz 38.5 derecenin üzerine çıkarsa ve birkaç gün içinde düşmezse
  • Soluk alıp vermede güçlük olursa
  • Göğüs ağrısı ortaya çıkarsa
  • Şiddetli kulak ağısı, kulaktan akıntı ve kanama olursa
  • Döküntü ve kızarıklık ortaya çıkarsa
  • Ense sertliği ortaya çıkarsa
  • Birkaç gün içinde düzelemediğinizi ve ciddi derecede hasta olduğunuzu düşünüyorsanız



Kaynaklar:
* Munoz FM. A step ahead. Infant protection through maternal immunization. Pediatr Clin North Am - 01-Apr-2000; 47(2): 449-63
* Munoz FM. Vaccines in pregnancy. Infect Dis Clin North Am - 01-Mar-2001; 15(1): 253-71
* Prevention and Control of Influenza - Recommendations of the Advisory Committee on Immunization Practices: MMWR: April 12, 2002 / 51(RR03);1-31
* The American College of Obstetricians and Gynecologists Committee Opinion No. 246, December 2000
* http://www.cdc.gov/ncidod/diseases/flu/fluvac.htm

kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

 
  Bugün 43 ziyaretçi (84 klik) kişi burdaydı!  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=